Obezite Nedir?

Obezite ; besinlerle alınan enerjinin , harcanan enerjiden fazla olması ve vücut yağ kitlesinin yağsız vücut kitlesine oranla artmış olmasına bağlı gelişen kronik bir hastalıktır. Vücutta biriken fazla yağ dokusu sebebiyle gelişen ve tedavi gerektiren bir sağlık durumudur.

Vücut yağ oranı ideal kilo aralığında olan kadınlarda %20-27 iken, erkeklerde ise %12-15 oranlarındadır. Bu yağ oranının zamanla vücutta artışına bağlı olarak obezite durumu ortaya çıkmaktadır.

Obezitenin başlangıcı olan şişmanlık kendi içinde sınıflandırılır. Bu durumu anatomik, etiyolojik ve fizyolojik olarak üç grupta inceleyebiliriz.

  1. Obezite Anatomik olarak değerlendirilebilir.

*Anatomik olarak obezite incelendiğinde görünüşe göre üç sınıfa ayrılır. Bunlar ; İnce yapılı (Ektomorfik ) , Orta yapılı (Mezomorfik) ve Kalın yapılı (Endomorfik ) dır.

*Cinsiyete veya yağ dağılımına göre ise  iki sınıfa ayrılmaktadır. Bunlar ;  Android  (elma tipi) erkeklerde  görülme oranı daha yüksek iken ; Jinoid  (armut tipi) ise kadınlarda görülme oranı daha yüksektir.

  1. Obeziteyi Etiyolik olarak da değerlendirebiliriz. Nedene bağlı şişmanlık diyebiliriz. Bunlar ya ekzojen yani aşırı beslenme sonucu ortaya çıkan şişmanlık ya da endojen yani doğuştan kazanılan şişmanlıktır.
  2. Fizyolojik olarak değerlendirecek olursak ta iki sınıfta obeziteyi inceleyebiliriz. Bunlar hücrelerdeki değişime bağlı olarak obeziteye neden olabilen hipertrofik ve hiperplastik hücrelerdir. Hipertrofikt hücrede yağ hücresinin hacmi artar ve yetişkinlikte görülür. Hiperplastik hücrede ise yağ hücresinin sayısı artar. Çocukluk çağında görülür.

Obezite son birkaç yılda gelişmekte ve gelişmekte olan tüm ülkelerde yaygın olarak görülen , çevresel ve genetik faktörlerle etkileşen bir risk faktörüdür.

Yaş , cinsiyet, fiziksel aktivite, evlilik, doğum sayısı , genetik gibi faktörler obezitenin oluşmasına neden olan en büyük risk taşıyan risk faktörleridir.

Ülkemiz toplumunun %30 undan fazlası obezdir.  Obezite ve aşırı kilolu vakaların son dönemlerde daha da artmasının nedeni yüksek kalorili yiyeceklerin tüketiminin artması, fiziksel aktivitede harcanan enerjinin azalmasıdır.

Ayrıca obezite de genetik faktörün rolü de çok büyüktür. Ailesel eğilimler ve birikimler obeziteyi desteklemektedir. Yapılan araştırmalarda biyolojik olarak akraba obez ise, bireyin obez olma olasılığı iki kat daha fazladır.

Genetik faktörle birlikte çevresel etmenlerde kompleks oluşturur. Sigara, alkol, aşırı yiyecek alımı, fiziksel aktivite vs. çevresel etmenleri oluşturur. Bu etkileşimle obezite de ilerleme görülebilir.

Obezite ile beraber kronik hastalıkların ortaya çıkması ve hastalıkların birbiri ile yakından etkileşimi bilinmektedir.

Acıktığımızı ve doyduğumuzu hissettiren birkaç durum vardır. Bunlar ‘Doydum’ dedirten hormon yani Leptin, ‘Acıktım’ dedirten hormonumuz ise Ghrelin. İşte bu iki hormon kilo kontrolümüzü sağlamaktadır.

Beyinde yer alan hipotalamusa gönderilen sinyallerle açlık ve tokluk duygusunu hissedebiliriz. Açlık hormonu ghrelin ve tokluk hormonu leptin arasındaki ilişki sonucu iştah mekanızmamız çalışır. Kilo durumumuzu bu iki hormon belirler.

Leptin;  tokluk durumunda,  vücuttaki yağ yeterli ise beynimize sinyal gider ve iştahımız azalır. Eğer vücuttaki yağ miktarı azalırsa  kandaki leptin düzeyi de azalır ve beynimize giden sinyal ile iştah artar. Böylece kilo kontrolü değişkenlik gösterebilir.

Bunun yanı sıra leptin hormonunu etkileyen birkaç faktör vardır. İlk olarak kandaki insülin miktarı yemeklerden sonra arttığı için mideden leptin salınımını sağlar.Kandaki leptin düzeyi artar. Bir diğeri ise egzersizdir. Egzersiz yapıldıkça leptin hormonunun salgılanması da azalır. Kan leptin düzeyi düşer. Bu yüzden egzersiz yapanlarda iştah artışı görülür.

Ghrelin; yemekten önce, açlık durumunda, kandaki ghrelin düzeyi artar, yemekten sonra ghrelin düzeyi azalır.  Yeme isteğini ve iştah artmasını sağlayan bir hormondur.Bu hormonlar birbirlerinin etkisini yok etmeden çalışırlar.  Farklı rollere sahip bu iki hormon, kilo kontrolünde önemli bir yere sahiptirler.

Kilo kontrolünü sağlayamadığımız durumlarda obeziteye adım adım yaklaşmış oluruz.  Obezite günümüz halk sağlığının sorunları arasında yer almakta ve gün geçtikçe bu sorun artmaktadır.

Obezite beraberinde bir çok hastalığı da yanında getirir. Bu hastalıkları hipertansiyon, dislipidemi,  koroner kalp hastalığı , inme,  kanser , Tip 2 diyabet gibi birçok metabolik rahatsızlığı sıralayabiliriz.

Normal yemek hızı, vücutta bulunan karbonhidrat  ve yağ depolarıyla belirlenir. Optimal düzeyi aştıkça, yemek hızını kontrol edemediğimiz durumlarda obezite durumu ortaya çıkar.

Obez bireyler öğün sayısı belirlemeksizin beslenmeye önem verirler. Bu bireyler daha çok 3 ana öğün , 2-3 ara öğün yapmadan beslenen, yüksek kalorili, yüksek karbonhidratlı, yağlı, tuzlu ve şekerli besinler tüketen kişilerdir.

Diyet 5-6 öğünlük sık aralıklarla düzenlenmelidir. Düzensiz yemek yemenin enerji alımını artırdığı unutulmamalıdır. Sık aralıklarla beslenmenin birçok yararı vardır. Gereğinden fazla yemeyi ve gün içerisinde oluşabilecek kaçamakları önler. Acıkmayı önleyerek bir sonraki öğünde besin alımını azaltır. Her öğün sonrasında yiyeceklerin termojenik etkisi ile enerji harcamasını bir miktar arttırır.

Obezite açlık ve tokluk hormonları çekirdeklerinde lezyonlar sonucu da oluşabilir.  Bu lezyonlar  fazla miktarda insülin de salgılarlar. İnsülin ise yağ depolamaya yardımcıdır.  Kişilelerde kilo alma sürecinin başlamasına neden olur.

Obezite de tüm tedavilerin amacı başlangıçta ağırlık kaybını sağlamak, devamında ise kaybedilen ağırlığı korumaktır.

Şişmanlık tekrar ortaya çıkma potansiyeline sahip, uzun süreli tedaviye ihtiyaç duyan kronik bir durumdur,  bu nedenle diyet, egzersiz ve davranış değişikliği tedavisi kesinlikle gereklidir.

Beden Kitle İndeksi 30 ve üzerinde ise; 50 yaş altı, hipertansiyon, hiperlipidemi , diyabet gibi metabolik komplikasyon riski varsa mutlaka tedavi gereklidir.

Obezlerde davranış değişikliği tedavisi de önemli bir yer almaktadır. Bu tedavi sonucunda kişiler uygun olmayan beslenme alışkanlıklarından vazgeçerler. Vazgeçilemeyen alışkanlıklarını azaltırlar. Uygun beslenme ve egzersiz alışkanlıklarını güçlendirirler. Uygun olan beslenme ve egzersiz davranışlarını belirler ve günlük yaşantı içerisinde kalıcı bir yer açarak sürekliliğini sağlarlar.

Tedavinin başarılı olması için öncelikle hastanın tedaviyi istiyor olması , tedavinin o hastaya özgü nitelikte olması,  hastanın bilinçli ve sabırlı olması, diyetisyenle olan iletişimini ideal kiloya ulaşma sürecinde ve sonrasında sürdürmesi gereklidir.

SiZi HEMEN ARAYALIM

WhatsApp